<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Üniversitelilerden &#8211; Sosyalist Düşünce Toplulukları</title>
	<atom:link href="https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/category/universitelilerden/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 15 Aug 2026 12:17:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/wp-content/uploads/2026/05/cropped-sitelog5-8-32x32.png</url>
	<title>Üniversitelilerden &#8211; Sosyalist Düşünce Toplulukları</title>
	<link>https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kısacık Ömre Kocaman Mücadele: Harun Karadeniz </title>
		<link>https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/kisacik-omre-kocaman-mucadele-harun-karadeniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[SDT]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2026 12:17:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Üniversitelilerden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/?p=202</guid>

					<description><![CDATA[Harun Karadeniz 1942’de Giresun Armutlu’da doğdu. Lise yıllarını Samsun 19 Mayıs Lisesi’nde geçirdi ve siyasetle...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Harun Karadeniz 1942’de Giresun Armutlu’da doğdu. Lise yıllarını Samsun 19 Mayıs Lisesi’nde geçirdi ve siyasetle ilgilenmeye lise sıralarında başladı. Sosyalizm ve komünizm kavramlarıyla da bu sıralarda onlara öğretilen ‘aldatmaca’ tanımıyla birlikte tanıştı. O zamanlar hayatını sosyalizm mücadelesine adayacağını ve gençlik hareketinin önemli öncülerinden olacağını&nbsp;bilmiyordu.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üniversite hayatı İTÜ İnşaat Fakültesi’nde geçti. Dönemin getirdiği siyasi hava ve düzenin yarattığı gündemlere gösterdiği dirençle İTÜ Talebe Cemiyeti Başkanı ve Talebe Birliği Yönetim Kurulu Üyesi oldu. Harun’un “Okumuş insan emekçi halka karşı sorumludur.” şiarında bahsettiği gibi gençliğin öfkesi ve arayışı eğitim ve gençlik sorunlarıyla sınırlı kalmayıp memleket kavgasında da kendini gösterdi, Harun’un&nbsp;bu konuda önemli&nbsp;katkıları oldu. Talebe Cemiyetinden arkadaşlarıyla Yeni Kovan dergisini çıkardılar. 60 darbesi 1961 anayasası sonrası oluşan görece demokratik ortam ve Birinci TİP&#8217;in yükselişiyle beraber oluşan siyasi hava, üniversiteli gençlikte sömürü düzenine karşı bilincin oluşmasında önemli rol oynadı. Harun ve arkadaşları bu süreçte anti-emperyalist kampanyalar başlattı, karşılaştıkları baskı sonrası üniversite işgalleri düzenledi. “Özel Okullar Devletleştirilsin!” yürüyüşünden ‘NATO’ya Hayır” haftasına; İTÜ’de gelenekselleşen Amerikan askerlerine hizmet eden baloları boykot edip “Barış İçin Arı Şöleni”ni düzenlemeye kadar çeşitli kampanya, eylem ve etkinlikler örgütlediler.&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">1968 yılına geldiğimizde 6. Filonun İstanbul limanına demirlemesiyle gençlikte oluşan anti-emperyalist öfke NATO üzerinde yoğunlaştı. Harun Karadeniz’e göre en temel mesele bu bilinci emekçi sınıfa&nbsp;aktarabilmekti. 17 Temmuz 1968 gecesi polis devrimci ve yurtsever öğrencilere karşı İTÜ Gümüşsuyu Yurdu’nu bastı. Çok sayıda öğrenci yaralandı. Öğrencilerden Vedat Demircioğlu, polislerin onu yurdun camından atıp işkenceye devam etmeleri üzerine ağır yaralandı. Günlerce süren yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybetti. Vedat Demircioğlu 68 öğrenci hareketinin öldürülen ilk ismiydi. Bütün bu yaşananlar gençlik mücadelesinin sindirilmesine yetmedi. Gençliğin mücadelesi Amerikan askerlerinin denize dökülmesiyle, ODTÜ&#8217;de ‘Vietnam Kasabı’ lakaplı Komer&#8217;in arabasının yakılmasıyla devam etti.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">1960’ların sonlarına doğru sosyalist hareket içerisinde farklı siyasal yönelimler ortaya çıkmaya başladı. Harun Karadeniz, yaşamı boyunca örgütlü bir işçi sınıfının iktidarınının, tam bağımsız, eşit, laik ve Sosyalist Türkiye mücadelesinin kavgasını sürdürdü.&nbsp; Gençlik mücadelesinin kendi sınırlarını aşıp işçi sınıfının bağımsız iktidar mücadelesiyle birleşmesi ve siyasal mücadelenin bu doğrultuda örgütlenmesi gerekiyordu. “Sosyalist gençler her şeyden önce şunu bilmektedirler ki gençlik bir sınıf değildir. Fakat emekçi halkı uyararak onun yanında yer alacak bir gruptur.” sözünde de ifade ettiği gibi gençliğin enerjisi, işçi sınıfının mücadelesiyle birleşmeliydi. Harun; örgütlü, bağımsız ve sınıf temelli bir siyasal hattın gerekliliğini savundu.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">1971 askeri faşist cuntası, yükselen sosyalist düşünceyi bastırmayı ve devrimci mücadeleyi tahakküm altına almayı&nbsp;hedefliyordu. Birçok devrimci gibi Harun Karadeniz de tutuklandı. Tutukluluk süreci ve baskılar, zaten ağırlaşan sağlık sorunlarını daha da derinleştirdi. Kansere yakalandı, tedavi amacıyla yurt dışına çıkması gerekiyordu. Dönemin siyasi koşulları ve devletin uyguladığı engeller nedeniyle gerekli tedaviyi alamadı. Önce sağ kolunu, 15 Ağustos 1975’te henüz 33 yaşındayken ise hayatını kaybetti. 33 yıllık kısa hayatında mücadeleden hiç vazgeçmedi. Düşünmekten, eleştirmekten ve üretmekten hiç vazgeçmedi. Çünkü Harun’un Kapitalsiz Kapitalistler kitabında yazdığı gibi “Geleceğimizi güven altına alabilmemizin biricik şartı bu çürümüş düzeni bırakıp yepyeni bir düzen kurmaktır. Bu yeni düzeni kurarken en büyük görev beynimize, bilincimize düşmektedir. Düşüneceğiz, daha gerçekçi daha bilimsel ve daha devrimci olmak için düşüneceğiz.” Harun’un bıraktığı miras, Türkiye’de anti-emperyalizm ve sosyalizm mücadelesinde yolumuza ışık tutuyor ve devrimci gençliğe büyük bir sorumluluk yüklüyor.&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün, aradan geçen yarım asra rağmen Harun Karadeniz&#8217;in işaret ettiği sömürü düzeni, biçim değiştirerek varlığını ve yıkıcılığını sürdürüyor. Emperyalist politikaların ve kapitalist krizlerin faturasının halklara kesilmek istendiği bu düzende, gençliğin haklı öfkesini tıpkı onun savunduğu gibi işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle buluşturmak hayati bir zorunluluktur. Harun&#8217;un o kısacık ömrüne sığdırdığı kocaman mücadele, yalnızca 68 kuşağına ait&nbsp;bir hatıra olarak değil; aksine eşit, özgür, bağımsız ve sömürüsüz bir memleket inşa etmek için bugün de aynı kararlılıkla omuzlanması gereken güncel bir görev olarak önümüzde duruyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anısına ve mücadelesine saygıyla.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ODTÜ MEZUNİYETİNDEN GERİYE KALANLAR.. </title>
		<link>https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/odtu-mezuniyetinden-geriye-kalanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[SDT]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 11:58:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Üniversitelilerden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/?p=194</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de yaşanan siyasi gelişmelere ayna tutmaktan çekinmeyen politik&#160;mezuniyet&#160;pankartlarına ev sahipliği yapan&#160;ODTÜ Mezuniyet Töreni,&#160;bu yıl da...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Türkiye&#8217;de yaşanan siyasi gelişmelere ayna tutmaktan çekinmeyen politik&nbsp;mezuniyet&nbsp;pankartlarına ev sahipliği yapan&nbsp;ODTÜ Mezuniyet Töreni,&nbsp;bu yıl da 19 Temmuz’da Devrim Stadyumu’nda gerçekleşti.&nbsp;Mezuniyet törenine dair oldukça ‘gösterişli’ ODTÜ’nün 70. Yıl etkinlikleriyle de&nbsp;‘uyumlu’&nbsp;görünen konserli bir organizasyon gerçekleşti.&nbsp;Törende&nbsp;&#8216;Mutlak&nbsp;Butlan&#8217;&nbsp;kararı, komedyen ve ODTÜ Psikoloji mezunu&nbsp;Deniz Göktaş’ın tutukluluğu ve güncel olarak NATO’nun Ankara&nbsp;Zirvesi&#8217;ne&nbsp;karşı ses çıkaran pankartlar yoğun olarak görüldü.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sosyal medyada oldukça ‘gösterişli’ olarak reklamı yapılan bu mezuniyet töreninin ardında&nbsp;ise&nbsp;sansür uygulanarak&nbsp;okul birincilerinin konuşturulmaması&nbsp;gizliydi.&nbsp;Konuşma&nbsp;hakkı gasp edilen sekiz bölüm birincisi, seslerini ve yapmayı planladıkları konuşmaları ancak sosyal medya üzerinden kamuoyuna duyurabildi.&nbsp;Okul birincilerinden yalnızca birinin konuşmasına izin verilirken sekiz öğrencinin kürsüye çıkamaması, ifade özgürlüğünün nasıl engellendiğini bir kez daha gözler önüne serdi.&nbsp;Sadece tek bir öğrencinin konuşmasına izin verilirken, bu seçimin hangi kriterlere göre yapıldığı ise tam bir muammaydı. Makine Mühendisliği birincisi bir öğrencinin X platformunda paylaştığı üzere, yılların emeğiyle bu noktaya gelen öğrenciler, törenden yalnızca bir gün önce aranarak&nbsp;&#8216;süre yetersizliği&#8217;&nbsp;gibi gayriciddi bir bahaneyle ifade özgürlüklerinden mahrum bırakıldılar.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tören öncesinde Athena&#8217;nın solisti Gökhan Özoğuz&#8217;un, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atanmış&nbsp;rektör&nbsp;Ahmet&nbsp;Yozgatlıgil&nbsp;ile verdiği fotoğraf öğrencilerin tepkisini çekti.&nbsp;Sahneye çıktığında öğrenciler tarafından yuhalanan Özoğuz’a gösterilen bu tepki, salt bir fotoğrafa değildi. Bu itiraz; 19 Mart sürecinde kampüse polis ve TOMA sokan, öğrencileri baskıyla sindirmeye çalışan bir yönetim anlayışını ve onunla yan yana durmayı meşrulaştıran herkese yönelikti.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atanmış&nbsp;rektör&nbsp;Ahmet&nbsp;Yozgatlıgil&#8217;in&nbsp;yuhalamalar eşliğinde dilediği kadar konuşabildiği ve 70 dakika süren bir konserin sığdırılabildiği törende, okulu en yüksek dereceyle bitiren öğrencilere birkaç dakikanın bile çok görülmesi açıkça&nbsp;siyasi bir tercihtir.&nbsp;Nitekim okul birincilerinin hazırladığı konuşmalara bakıldığında;&nbsp;Yozgatlıgil&nbsp;yönetiminin&nbsp;19 Mart eylemlilikleri süresince&nbsp;okula polis sokması, öğrencilere uygulanan şiddet, NATO&nbsp;Zirvesi kapsamında alınan önlemler&nbsp;nedeniyle kapatılan&nbsp;yurtlar ve ifade özgürlüğü gibi başlıkların öne çıktığı görülüyor.&nbsp;Konuşmaların engellenmesi tam olarak bu gerçeklerin Devrim Stadyumu&#8217;nda&nbsp;dile getirilmesinden&nbsp;duyulan korkunun bir sonucudur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gençlerin,&nbsp;kadınların ve&nbsp;emekçilerin&nbsp;sesine tahammül edemeyen&nbsp;bu düzene karşı verilecek en güçlü cevap; öfkemizi ve haklı itirazlarımızı birleşik bir iradeye dönüştürerek yan yana gelmek ve örgütlenmektir. Üniversitelerimizi iktidarın, sermayenin ve emperyalistlerin&nbsp;arka bahçesi haline getirmeye çalışan; bilimsel düşünceyi, baskı ve sansür mekanizmalarıyla ezeceğini sanan bu çürümüş yapı karşısında daima&nbsp;bizleri&nbsp;bulacaktır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;<br>Sosyalist Düşünce Toplulukları&nbsp;olarak; üniversitelerimiz başta olmak üzere hayatın her alanında üzerimize çöken bu korku ve baskı iklimini parçalamaya, birlikte sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEVRİMİN ŞAİRLERİ: ARKADAŞ ZEKAİ</title>
		<link>https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/devrimin-sairleri-arkadas-zekai/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[SDT]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 18:52:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Üniversitelilerden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/?p=141</guid>

					<description><![CDATA[8 Ocak 1948 yılında dünyaya gelen Zekai Özger, şiir ve yazılarını Arkadaş Z. Özger adıyla...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex"></figure>



<p class="wp-block-paragraph">8 Ocak 1948 yılında dünyaya gelen Zekai Özger, şiir ve yazılarını Arkadaş Z. Özger adıyla yayımladı. İşçi bir ailenin yedi çocuğundan biri olarak dünyaya gelen Arkadaş, 5 Mayıs 1973 yılında hayatını kaybetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Basın ve Yayın Yüksek Okulunun&nbsp;Radyo ve Televizyon bölümünü bitirdi. TRT Ankara Televizyonu’nda kurgucu olarak çalışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatı boyunca hastalıklarla uğraşan Arkadaş’ın sağlık durumu, 1971 yılında kaldığı SBF yurduna yapılan polis baskınından sonra daha da kötüye gitti. Bu yurt baskınında Arkadaş ve birçok öğrenci arabalarla kaçırılmış, günlerce kimseden haber alınamamış, öğrencilere işkence edilmişti. Bunu izleyen yıllarda rahatsızlıkları artan Arkadaş, 5 Mayıs 1973 yılında, 25 yaşındayken hayatını kaybetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Niye Kapalı Kapılarınız &#8211; Bulamıyoruz”</em>, Zekâi Özger adıyla, 1965 yılının Aralık ayında kendi çıkardıkları Kent 16 dergisinin birinci sayısında yayımlanır. Daha sonra bu şiirinde değişiklikler yaparak <em>“mumsöndü”</em> adıyla Forum dergisinin 15 Haziran 1969 tarihli sayısında yayımlanır. Yayımlanmış ilk şiiri <em>“Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası”</em>dır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiir ve yazılarını Soyut, Forum, Papirüs, Yordam, Dost ve Yansıma dergileri ile Ulus gazetesinde yayımlayan Arkadaş’ın, sağlığında kitap yayımlama olanağı olmadı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkadaş Z. Özger’in birçok şiiri bestelendi, şiirleri alanlarda ve öldürülen devrimcilerin cenazelerinde okundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Neden “Arkadaş” İsmi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Halit Özboyacı, Arkadaş Zekai’nin neden “Arkadaş” ismini kullandığını şu şekilde anlatır: <em>“Bir gece rüyamda Tanrı’yı gördüm, onunla arkadaş oldum, adımı da Arkadaş koydum.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">İsmet Tokgöz, Rumen yazar Panait Istrati’nin <em>‘Arkadaş’ </em>adlı romandan esinlendiğini söyler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eşber Yağmurdereli ise James Baldwin’in bir romanında iki eşcinselin birbirine “Arkadaş” diye hitap ettiğini, onun da buradan esinlenmiş olabileceğini söyler. Nitekim James Baldwin ve yarattığı kahramanların isimleri, Arkadaş Z. Özger’in şiirlerine geçer. Soyut dergisinin Haziran 1970 sayısında yayımlanan <em>“beyaz ölüm kuşları”</em> adlı şiirini örnek olarak verebiliriz:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>hayır’lara evet’lerle direten</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>çirkini öptüren güzeli sevdiren</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>aşkı sevgiliyle değil kendinle yorumla</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>kim ki kendini açığa komaktan korkmaz</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>o saygın bir insandır</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>herkes kendi yorumunun cellatıdır biraz da</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>böylece lady chatterley de sevilir giovanni de</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>böylece lady chatterley ve giovanninin sevgilisi de</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>elbette her aşk yalnızca kendine sorumludur</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ama elbette her aşk yalnızca kendine sorumlu</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;olunca</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>bir gün aşk da ölür</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">(…)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“tamirat” şiiri</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkadaş’ın babası düşük maaşlı bir işçidir. <em>“Çocuk çok, para az,”</em> diye anlatıyor Arkadaş’ın kardeşi Şükran Tekin, <em>&#8220;Bu nedenle hafta sonları evde, çevredekilerin ayakkabılarını tamir eder, üç-beş kuruş da buradan kazanırdı.” </em>Arkadaş’ın 15 Eylül 1969 yılında Forum dergisinde yayımlanan <strong><em>“Tamirat”</em></strong> şiirinin şu dizelerinde babasına atıfta bulunur:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ne kadar üstelesem de yanlış bir değişimi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;kimseyi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>inandıramıyorum babama bir proleter olduğunu</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(…)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ablalarım kalıntı toplarmış pazardan</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>abilerim buz satarmış</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>babamsa memur ayakkabılarının tamiratına</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>nefretini yamarmış</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(…)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>gördüm ki bir Cuma gecesi ertesi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>babamın eskimiş bürokrat ayakkabılarının</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;tamiratına</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>nefretle vurduğu örsü ve çekici</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>öfkesini köseleden ayırdığı bıçak</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>açılmış bir gül gibi duruyor önümde</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>vur gülüm vur gülüm vur gülüm</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>vur sen de burjuva ayakkabılarının altına</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(…)</em>&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Yurtlarını Yiğitçe Savunanlara”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkadaş Z. Özger’in hayatını en çok etkileyen olaylardan biri, 24 Ocak 1971 yılında, kaldığı SBF yurduna yapılan polis baskınıdır. Baskında, polis şiddeti sırasında başına ağır darbeler aldığını belirtiyor Arkadaş. İlerleyen günlerde de sık sık başının ağrıdığını söylüyor: <em>“Bazen dayanamayacak kadar ağrıyor. Sanki kafamın içi sallanıyor, boşalıyor gibi. Acaba kötü bir şey mi var?”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">O sıralar üniversiteyi kazanıp Ankara’ya geçen Şükran Tekin, Arkadaş’la aynı yurtta kalıyordu. Yurt baskını olduğu sırada ikisinin de orada olduğunu söyleyen Tekin, <em>“Ben kurtuldum. Zekâi ve diğer arkadaşlar arabalara tıkılıp götürüldüler. İki üç gün boyunca her yerde aradım. Nerede olduklarını bulamıyordum. Sonunda, savcılıkta bekletilen grup içinde olduğunu öğrendim. Nasıl olduğunu merak ediyordum. Savcılığa gittiğimde önce göstermek istemediler. Daha sonra biri insafa geldi ve Zekâi’yi getirdiler: Görünüşü korkunçtu. Yüzünde hâlâ cop izleri vardı. Beni görünce gözleri parladı. (…) O sıralarda bir arkadaşın evinde kalıyordum. Zekâi geldi. Vücudunda, boynunda, yüzünde siyahlaşmamış yer yoktu. (…) Nasıl copladıklarını anlattı: ‘Kötü vurdular, hem de çok kötü’ demişti.” diye anlatıyor o günleri. Eniştesi Ramiz Bilgin, Arkadaş’ın “Bizi müzikal dövdüler ağabey.” dediğini aktarıyor, “Bir, iki, üç komutlarıyla.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkadaş, Ocak 1971 yılında “adak” isimli şu şiiri yazar:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>-Yurtlarını yiğitçe savunanlara</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>1.</em></strong><em></em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>nasıl anlatsam</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>değil, nasıl başlatsam</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>o şanlı günü</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>gecenin oynaşını</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>çılgın güruhu</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>kanlı düşmanı</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>2.</em></strong><em></em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>biz üçyüz yurtseverdik</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>üçyüz antlı yurt bekçisi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>umutla beslerdik kanımızı</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>yediğimiz al alma</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>içtiğimiz nar suyu</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>her birimiz bir çiçek</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>büyütürdük, görevimizdi bu</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>sevgiyle sökerdik ayrıkotlarını toprağın</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>sevgiyle ayıklardık yaramaz kurtlarını</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>açsın diye en güzel çiçek</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>3.</em></strong><em></em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>biz üçyüz yurtseverdik</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>bir gün sularken çiçeklerimizi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>üçbin kişilik düşman ordusu</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ve onun paralı sivil askerleri</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>saldırdılar yurdumuza</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>birden bastırıldık</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>kötü bastırıldık</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ikindi güneşi vururken yüreklerimize</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ve onunla beslerken çiçeklerimizi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ama andımız vardı üçyüz çiçeğe</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>vermiyecektik onu açtıran toprağı</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>bu yurdu, büyütüp göverten gövdemizi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>silahımız çiçeklerdi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>cephanemiz yüreğimiz</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>sayımız azdı ama</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>korkumuz yoktu,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">(…)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SBF Baskınının Sonrası…</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkadaş Z. Özger, henüz 25 yaşındayken, 5 Mayıs 1973 yılında Ankara’da yaşamını yitirdi. Ailesi ve birçok dostu, arkadaşı, Özger’in ölüm nedeninin SBF yurduna yapılan polis baskınında başına aldığı ağır darbeler nedeniyle yaşamını yitirdiği düşüncesinde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1973 yılı mayıs ayının ilk günlerinde Eniştesi Ramiz Bilgin, Arkadaş&#8217;ın ablası Şükran&#8217;ın şaire bir süredir ulaşamadığını söylemesi üzerine Ankara&#8217;ya gider. Araştırmalar sonucunda Numune Hastanesinde kimliği belirsiz bir cenazenin Arkadaş&#8217;a ait olduğu ortaya çıkar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkadaş o yıllarda TRT&#8217;de çalışıyordu. Kendisinin de katılımı olan bir yapıt o gece televizyonda yayınlanacaktı. Arkadaş&#8217;ın da televizyonu yoktu. Zafer Pasajı&#8217;na bu programı izlemek için gider. Giderken de üzerine kimliğini almaz. Gece eve dönerken Meşruiyet Caddesi&#8217;nde bir misafirhanenin önünde düşer. Yaya kaldırımı ile arasında üç metre yükseklik farkı vardır. Orada kaç saat kaldıı bilinmeyen Arkadaş, sabaha karşı misafirhane görevlisinin kendisini bulması üzerine Numune Hastanesine kaldırılır. Ramiz Bilgin şöyle anlatıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;İnsan bir şey yitirir; önemserse arar, önemsemezse bırakır. Biz bir insan, bir değerli varlık, bir genç, bir sanatçı yitirmişiz. Araştırmaya devam. Adli Tabipliğe gidiyoruz. İlgiliyi buluyoruz. Anlatmaya başlıyor: &#8216;Hani, karpuz kendi kendine içini yer ya, beyin öyle işte! Lıkır lıkır! Vücutta herhangi bir sadme (=çarpışma, tokuşma, vurma), darp, darbe (=vuruş, dövme) yok. Yani beyin kendi kendini yemiş!&#8217;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>&#8220;Gel de şimdi yurt baskınında yediği copları hatırlayıp düşünme! O coplar, her gün aynı yolu yürüyen delikanlının bir anda sendeleyip düşmesine -yıllarca sonra da olsa- neden olmuş olamaz mı? &#8216;Bizi müzikal dövdüler Ağabey.&#8217; demişti. &#8216;Bir, iki, üç&#8217; komutlarıyla. Bu müzikal dayak, O&#8217;nun şiirlerinden besteledikleri şarkılarla &#8216;Özgün Müzik(!)&#8217; sanatçıları tarafından -telif hakları hiçe sayılarak- hâlâ devam ettiriliyor.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>&#8220;Arkadaş, &#8216;Ankara Karşıyaka Mezarlığında Ada H: 9 Parsel: 12&#8217;de yatıyor. Mezar taşında &#8216;TRT Mensubu Genç Ozan A. Zekâi Özger&#8217; yazar.&#8221;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Merhaba Canım</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkadaş&#8217;ın şiirleri, dönemin şiir anlayışına göre garip karşılanır. Bazı kesimlerden tepki görür, sert eleştiriler alır. Şiiri, gerek yapı, gerek içerik bakımından değişikliklere uğrar. Yine de aynı tarzını devam ettirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şair ve yazar Hüseyin Peker, &#8220;Merhaba Canım&#8221; belgeselinde Arkadaş&#8217;ın bu şiirinin hikayesini şöyle anlatır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Ben bir şiir yazmıştım, ismi &#8216;Gurbet Komşusu Merhaba Canım&#8217; idi. Bu şiiri o dönemin Soyut dergisine gönderdim, o derginin editörü bana bir cevap verdi: &#8216;Şiiri yayınlarım ama bu isim çok laubali; Gurbet Komşusu Merhaba Canım &#8230; Bu Merhaba Canım lafını yayımlamam&#8217; dedi. Bu olay da Arkadaş Zekai Özger&#8217;i çok kızdırdı. Bu, tamamiyle editör Halil İbrahim Bahar&#8217;a bir misilleme şiirdir. &#8216;Sen bunu istemiyor musun, al sana &#8216;merhaba canım&#8217; öyle yazılmaz, böyle yazılır!&#8217; diye ona bütün içini dökerek yazdığı bir öfke şiiridir.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dost dergisinin Haziran 1970 sayısında yayımlanan &#8220;merhaba canım&#8221; şiiri, yazıldığı döneme göre çok farklı bir tarza sahip. Arkadaş, birçok şiirinde olduğu gibi bu şiirinde de alışılmışın dışına çıkarak edebiyata yeni bir soluk kazandırmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ben az konuşan çok yorulan biriyim</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>şarabı helvayla içmeyi severim</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>hiç namaz kılmadım şimdiye kadar</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>annemi ve allahı da çok severim</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>annem de allahı cok sever</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>biz bütün aile zaten biraz</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>allahı da kedileri de çok severiz</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>hayat trajik bir homoseksüeldir</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>bence bütün homoseksüeller adonistir biraz</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>çünki bütün sarhoşluklar biraz</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>siz inanmayın bir gün değişir elbet</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>çünki ben okumuştum muydu neydi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>biryerlerde tanrılara kadın satıldığını</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ah canım aristophones</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ölümü tanrıya saklıyorum</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ve bir gün hiç anlamıyacaksınız</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>bir gün elbette</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>zeki müreni seviceksiniz</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(zeki müreni seviniz)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>&#8220;Pencereyi aç</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Sesin sarsın dünyayı</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Duyulur elbet ta ötelerden</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Yürek kendini tanır&#8221;</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkadaş Z. Özger, 25 yıllık hayatına onlarca eser sığdırmıştır. Birçok dergide şiirleri yayımlanmıştır. Bazı şiirleri toplumcu, bazı şiirleri bireycidir. Ama genel olarak hepsinde bir isyan veya eleştirinin söz konusu olduğu söylenebilir. Ve her zaman bir şeylerden umutludur. Yansıma dergisinin 1971 yılının Mart ayında çıkan 4. sayısında yayımlanan &#8220;pencere&#8221; şiiri umudu çok güzel bir şekilde vurgular.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç Fidan&#8217;a Saygıyla…</title>
		<link>https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/uc-fidana-saygiyla/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[SDT]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 09:39:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Üniversitelilerden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/?p=33</guid>

					<description><![CDATA[Üç Fidan&#8217;a Saygıyla… Hayatları “Kahrolsun emperyalizm” ile biten üç fidan: Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Üç Fidan&#8217;a Saygıyla…</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatları “Kahrolsun emperyalizm” ile biten üç fidan: Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün baktığımızda emperyalizmin yıkıcı etkilerinin hâlâ tüm dünyada sürdüğünü görüyoruz. Başta Filistin, İran, Suriye ve Küba olmak üzere pek çok coğrafyada tehdit, baskı ve çatışma üretmeye devam ediyor. Günümüzden verilebilecek birkaç örnek bile emperyalizmin yıkıcılığını ve halklara yönelen saldırgan politikalarını ortaya koymaya yetiyor. Bu süreç kimi zaman açıktan, kimi zaman arka planda ilerlese de emperyalizmin o tehlikeli ve maskeli yüzünü görmek zor değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam da bu nedenle, bugün yaşananları anlamak için geçmişin mücadele deneyimlerine bakmak kaçınılmazdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçmişte 6. Filo vardı, bugün ise NATO’nun Türkiye’de toplantı yapacak olması. Geçmişte yapılan 6. Filo eylemlerini bugün hâlâ konuşuyorsak, NATO toplantısına karşı bugün de devrimciler ses çıkarıyor ve mücadele ediyorsa; hâlâ 68 kuşağını ve onun birikimini anıyorsak, bunun en büyük nedenlerinden biri o dönem bizlerden koparılan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve nice devrimcidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üniversite öğrencilerinin belki de en çok ortaklaştığı noktalardan biri, sol ile ilk tanışmalarını Deniz’lere ve 68 kuşağına atfetmeleridir. Küçüklükten bu yana çevremizde adı “Deniz” olan arkadaşlarımız bu ismi çoğu zaman hikâyesiyle birlikte taşır. Aynı şekilde üç fidanın hayattan koparıldığı o yıldan sonra&nbsp; Deniz, Hüseyin ve Yusuf isimlerinde artış görülmesi de tesadüf değildir. Bunun sebebi yalnızca onları sevmek değil; onların görüşlerini benimsemek ve anti-emperyalist, tam bağımsız bir Türkiye idealini yeni kuşaklarda yaşatma isteğidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üç fidanın ve dönemin devrimci isimlerinin rol aldığı NATO’ya bağlı 6. Filo protestoları ve Vietnam’daki kanlı politikalar sebebiyle “Vietnam kasabı” olarak anılan dönemin ABD büyükelçisi Komer’in arabasının ODTÜ’de ateşe verilmesi, emperyalizmle mücadele anlamında bugün hâlâ yol gösterici örnekler olarak karşımızda durmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Denizlerin mücadelesi ve bugüne bıraktıkları miras tam da burada anlam kazanır. Onların mücadelesi yalnızca kendi dönemleriyle sınırlı kalmamış, bugün hâlâ gençliğin düşünce dünyasında ve mücadele hattında yaşamaya devam etmiştir. Bu miras, geçmişe ait bir anıdan çok, bugünü anlamlandıran ve yön veren bir birikimdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Denizlerin bayrağını taşımak, sosyalizm mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Antiemperyalist bir duruş, eşitlik ve bağımsızlık talebiyle birleştiğinde gerçek anlamını bulur. Bu nedenle onların yolunda yürümek, yalnızca anmakla değil; onların ideallerini bugünün koşullarında yeniden üretmekle mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün NATO zirvesinin Türkiye’de yapılması kararı işte bu yüzden yenilip yutulacak bir karar değildir. Biz gençlik olarak geçmişin birikimini sırtlanarak, 68 kuşağı öğrencilerinin yaktığı o ışığı sahiplenerek bu topraklarda NATO’ya ve emperyalizme geçit vermeyeceğimizi bir kez daha ortaya koyuyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yıl üç fidanın idamlarının üzerinden tam 54 yıl geçti. Ancak üniversite öğrencileri olarak kampüslerden hâlâ “Kahrolsun emperyalizm” ve “Tam bağımsız Türkiye” sloganları yükselmekte; yeni doğanlara hâlâ onların anısına Deniz, Hüseyin ve Yusuf adları verilmektedir. Bu da onların mirasının ne kadar güncel olduğunu açıkça göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">6 Mayıs’ta, Denizlerin yolunda gençlik gücünü göstermek durumundadır. Bu yalnızca bir anma değil, aynı zamanda bir mücadele çağrısıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu topraklardaki Anti-Emperyalist yolunu aydınlatan üç fidanın ve 68 kuşağının kararlılığıyla, onların bizlere bıraktığı mücadeleyi büyütmeye ve bu topraklarda tam bağımsız bir geleceği kurana kadar durmamaya kararlıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aktivist Değil, Devrimciyiz!</title>
		<link>https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/aktivist-degil-devrimciyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[SDT]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 09:38:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Üniversitelilerden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sosyalistdusuncetopluluklari.org.tr/?p=31</guid>

					<description><![CDATA[Aktivist Değil, Devrimciyiz! Aktivist değil, devrimciyiz demek, bizim için yalnızca bir kavram tercihi değil; bir...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Aktivist Değil, Devrimciyiz!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aktivist değil, devrimciyiz demek, bizim için yalnızca bir kavram tercihi değil; bir yön, bir iddia ve bir sorumluluk ilanıdır. Bugün gençlik hareketinin içine düştüğü temel sıkışma da tam burada başlıyor. Çünkü aktivizm, çoğu zaman tekil tekil sorunlara odaklanan, parçalı ve sürekliliği zayıf bir mücadele biçimi olarak şekilleniyor. Oysa devrimcilik, bütünlüklü bir dönüşüm iddiası taşır; yalnızca bir sorunu değil, o sorunu üreten düzeni hedef alır. Nitekim aktivizm çoğunlukla belirli alanlarda değişim talep eden pratiklere karşılık gelirken, devrimcilik sistemin tümünü değiştirme iddiasını içermektedir. Bu ayrım, gençliğin siyasal konumlanışı açısından belirleyici hale gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugünün gençlik hareketi, bir yandan soldan yana bir dil kurmaya çalışırken, diğer yandan bu dilin içini doldurmakta zorlanıyor. Sosyal medya kampanyaları, kısa süreli tepkiler, gündem odaklı çıkışlar çoğalıyor; fakat bunlar çoğu zaman kalıcı bir siyasal hatta dönüşemiyor. Aktivizm, bu anlamda bir tür “tepki üretme pratiği” olarak kalıyor. Tekil başlıklara sıkışan bu mücadele biçimi, geniş bir toplumsal dönüşüm perspektifi üretmekte yetersiz kalıyor. Bu durum, solun tarihsel birikimiyle gençliğin güncel refleksleri arasında bir kopukluk yaratıyor. Çünkü sol, tarihsel olarak yalnızca karşı çıkmakla değil, yerine ne koyacağını da tarif etmekle var olmuştur. Keza iktidar hedefi de bunu gerektirir zaten.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gençlik hareketinin bir diğer gerilimi ise radikalizm ile apolitizm arasında gidip gelmesidir. Bir yanda keskin söylemler, sert çıkışlar ve hızlı mobilizasyonlar; diğer yanda siyasetten uzaklaşma, bireyselleşme ve edilgenleşme eğilimleri aynı anda varlık gösteriyor. Bu salınım, aslında örgütsüzlüğün ve yönsüzlüğün bir sonucu. Aktivizm, bireysel katılımı mümkün kılar; fakat bu katılım çoğu zaman süreklilik taşımaz. Oysa devrimcilik, örgütlü bir iradeyi ve sürekliliği gerektirir. Gençlik, bu noktada yalnızca tepki veren değil, süreç kuran bir özneye dönüşmek zorundadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üniversite meselesi de bu tartışmanın merkezinde duruyor. Gençlik hareketi uzun süredir üniversiteye sıkışmış durumda. Kampüs içi gündemler, akademik sorunlar ve öğrenci kimliği etrafında şekillenen mücadeleler önemli olmakla birlikte, toplumsal bağlamdan koparıldığında daralıyor. Üniversiteden kopmak ise başka bir risk taşıyor: siyasal üretimin zeminini kaybetmek. Bu nedenle mesele, üniversiteye sıkışmak ya da tamamen kopmak değil; üniversiteyi toplumsal mücadelenin bir parçası haline getirebilmektir. Üniversite, bir alan olarak değil, bir başlangıç noktası olarak kavranmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sosyalist bir gençlik kuşağının görevleri de tam bu noktada belirginleşir. İlk olarak, parçalı mücadele başlıklarını birleştiren bütünlüklü bir siyasal perspektif üretmek gerekir. İkinci olarak, süreksiz ve anlık tepkiler yerine kalıcı örgütlenme biçimleri yaratılmalıdır. Üçüncü olarak ise gençlik, kendi sınırlarını aşarak işçi sınıfı başta olmak üzere daha geniş toplumsal kesimlerle bağ kurmalıdır. Aktivizmin sürdürülebilir olmamasının temel nedeni de burada yatar: örgütsüzlük ve süreksizlik. Oysa devrimcilik, süreklilik ve örgütlülük üzerine kurulur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, gençlik hareketinin önündeki temel mesele bir kimlik tercihi değil, bir yönelim meselesidir. Aktivizm, belirli anlarda etkili olabilir; ancak tek başına bir çıkış yolu sunmaz. Gençliğin sıkıştığı yer tam da burasıdır: eylem var, ama hat yok; tepki var, ama yön yok. Bu sıkışmadan çıkış, ancak devrimci bir perspektifle mümkündür. Yani yalnızca karşı çıkmak değil, kurmak; yalnızca eleştirmek değil, örgütlemek; yalnızca görünür olmak değil, kalıcı olmak. Son tahlilde şu çok açık ki; gençlik eğer gerçekten bir özne olmak istiyorsa, aktivizmin sınırlarını aşmak ve devrimci bir hatta yerleşmek zorunluluğu taşımaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
