8 Ocak 1948 yılında dünyaya gelen Zekai Özger, şiir ve yazılarını Arkadaş Z. Özger adıyla yayımladı. İşçi bir ailenin yedi çocuğundan biri olarak dünyaya gelen Arkadaş, 5 Mayıs 1973 yılında hayatını kaybetti.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Basın ve Yayın Yüksek Okulunun Radyo ve Televizyon bölümünü bitirdi. TRT Ankara Televizyonu’nda kurgucu olarak çalışıyordu.
Hayatı boyunca hastalıklarla uğraşan Arkadaş’ın sağlık durumu, 1971 yılında kaldığı SBF yurduna yapılan polis baskınından sonra daha da kötüye gitti. Bu yurt baskınında Arkadaş ve birçok öğrenci arabalarla kaçırılmış, günlerce kimseden haber alınamamış, öğrencilere işkence edilmişti. Bunu izleyen yıllarda rahatsızlıkları artan Arkadaş, 5 Mayıs 1973 yılında, 25 yaşındayken hayatını kaybetti.
“Niye Kapalı Kapılarınız – Bulamıyoruz”, Zekâi Özger adıyla, 1965 yılının Aralık ayında kendi çıkardıkları Kent 16 dergisinin birinci sayısında yayımlanır. Daha sonra bu şiirinde değişiklikler yaparak “mumsöndü” adıyla Forum dergisinin 15 Haziran 1969 tarihli sayısında yayımlanır. Yayımlanmış ilk şiiri “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası”dır.
Şiir ve yazılarını Soyut, Forum, Papirüs, Yordam, Dost ve Yansıma dergileri ile Ulus gazetesinde yayımlayan Arkadaş’ın, sağlığında kitap yayımlama olanağı olmadı.
Arkadaş Z. Özger’in birçok şiiri bestelendi, şiirleri alanlarda ve öldürülen devrimcilerin cenazelerinde okundu.
Neden “Arkadaş” İsmi?
Halit Özboyacı, Arkadaş Zekai’nin neden “Arkadaş” ismini kullandığını şu şekilde anlatır: “Bir gece rüyamda Tanrı’yı gördüm, onunla arkadaş oldum, adımı da Arkadaş koydum.”
İsmet Tokgöz, Rumen yazar Panait Istrati’nin ‘Arkadaş’ adlı romandan esinlendiğini söyler.
Eşber Yağmurdereli ise James Baldwin’in bir romanında iki eşcinselin birbirine “Arkadaş” diye hitap ettiğini, onun da buradan esinlenmiş olabileceğini söyler. Nitekim James Baldwin ve yarattığı kahramanların isimleri, Arkadaş Z. Özger’in şiirlerine geçer. Soyut dergisinin Haziran 1970 sayısında yayımlanan “beyaz ölüm kuşları” adlı şiirini örnek olarak verebiliriz:
hayır’lara evet’lerle direten
çirkini öptüren güzeli sevdiren
aşkı sevgiliyle değil kendinle yorumla
kim ki kendini açığa komaktan korkmaz
o saygın bir insandır
herkes kendi yorumunun cellatıdır biraz da
böylece lady chatterley de sevilir giovanni de
böylece lady chatterley ve giovanninin sevgilisi de
elbette her aşk yalnızca kendine sorumludur
ama elbette her aşk yalnızca kendine sorumlu
olunca
bir gün aşk da ölür
(…)
“tamirat” şiiri
Arkadaş’ın babası düşük maaşlı bir işçidir. “Çocuk çok, para az,” diye anlatıyor Arkadaş’ın kardeşi Şükran Tekin, “Bu nedenle hafta sonları evde, çevredekilerin ayakkabılarını tamir eder, üç-beş kuruş da buradan kazanırdı.” Arkadaş’ın 15 Eylül 1969 yılında Forum dergisinde yayımlanan “Tamirat” şiirinin şu dizelerinde babasına atıfta bulunur:
ne kadar üstelesem de yanlış bir değişimi
bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum
kimseyi
inandıramıyorum babama bir proleter olduğunu
(…)
ablalarım kalıntı toplarmış pazardan
abilerim buz satarmış
babamsa memur ayakkabılarının tamiratına
nefretini yamarmış
(…)
gördüm ki bir Cuma gecesi ertesi
babamın eskimiş bürokrat ayakkabılarının
tamiratına
nefretle vurduğu örsü ve çekici
öfkesini köseleden ayırdığı bıçak
açılmış bir gül gibi duruyor önümde
vur gülüm vur gülüm vur gülüm
vur sen de burjuva ayakkabılarının altına
(…)
“Yurtlarını Yiğitçe Savunanlara”
Arkadaş Z. Özger’in hayatını en çok etkileyen olaylardan biri, 24 Ocak 1971 yılında, kaldığı SBF yurduna yapılan polis baskınıdır. Baskında, polis şiddeti sırasında başına ağır darbeler aldığını belirtiyor Arkadaş. İlerleyen günlerde de sık sık başının ağrıdığını söylüyor: “Bazen dayanamayacak kadar ağrıyor. Sanki kafamın içi sallanıyor, boşalıyor gibi. Acaba kötü bir şey mi var?”
O sıralar üniversiteyi kazanıp Ankara’ya geçen Şükran Tekin, Arkadaş’la aynı yurtta kalıyordu. Yurt baskını olduğu sırada ikisinin de orada olduğunu söyleyen Tekin, “Ben kurtuldum. Zekâi ve diğer arkadaşlar arabalara tıkılıp götürüldüler. İki üç gün boyunca her yerde aradım. Nerede olduklarını bulamıyordum. Sonunda, savcılıkta bekletilen grup içinde olduğunu öğrendim. Nasıl olduğunu merak ediyordum. Savcılığa gittiğimde önce göstermek istemediler. Daha sonra biri insafa geldi ve Zekâi’yi getirdiler: Görünüşü korkunçtu. Yüzünde hâlâ cop izleri vardı. Beni görünce gözleri parladı. (…) O sıralarda bir arkadaşın evinde kalıyordum. Zekâi geldi. Vücudunda, boynunda, yüzünde siyahlaşmamış yer yoktu. (…) Nasıl copladıklarını anlattı: ‘Kötü vurdular, hem de çok kötü’ demişti.” diye anlatıyor o günleri. Eniştesi Ramiz Bilgin, Arkadaş’ın “Bizi müzikal dövdüler ağabey.” dediğini aktarıyor, “Bir, iki, üç komutlarıyla.”
Arkadaş, Ocak 1971 yılında “adak” isimli şu şiiri yazar:
-Yurtlarını yiğitçe savunanlara
1.
nasıl anlatsam
değil, nasıl başlatsam
o şanlı günü
gecenin oynaşını
çılgın güruhu
kanlı düşmanı
2.
biz üçyüz yurtseverdik
üçyüz antlı yurt bekçisi
umutla beslerdik kanımızı
yediğimiz al alma
içtiğimiz nar suyu
her birimiz bir çiçek
büyütürdük, görevimizdi bu
sevgiyle sökerdik ayrıkotlarını toprağın
sevgiyle ayıklardık yaramaz kurtlarını
açsın diye en güzel çiçek
3.
biz üçyüz yurtseverdik
bir gün sularken çiçeklerimizi
üçbin kişilik düşman ordusu
ve onun paralı sivil askerleri
saldırdılar yurdumuza
birden bastırıldık
kötü bastırıldık
ikindi güneşi vururken yüreklerimize
ve onunla beslerken çiçeklerimizi
ama andımız vardı üçyüz çiçeğe
vermiyecektik onu açtıran toprağı
bu yurdu, büyütüp göverten gövdemizi
silahımız çiçeklerdi
cephanemiz yüreğimiz
sayımız azdı ama
korkumuz yoktu,
(…)
SBF Baskınının Sonrası…
Arkadaş Z. Özger, henüz 25 yaşındayken, 5 Mayıs 1973 yılında Ankara’da yaşamını yitirdi. Ailesi ve birçok dostu, arkadaşı, Özger’in ölüm nedeninin SBF yurduna yapılan polis baskınında başına aldığı ağır darbeler nedeniyle yaşamını yitirdiği düşüncesinde.
1973 yılı mayıs ayının ilk günlerinde Eniştesi Ramiz Bilgin, Arkadaş’ın ablası Şükran’ın şaire bir süredir ulaşamadığını söylemesi üzerine Ankara’ya gider. Araştırmalar sonucunda Numune Hastanesinde kimliği belirsiz bir cenazenin Arkadaş’a ait olduğu ortaya çıkar.
Arkadaş o yıllarda TRT’de çalışıyordu. Kendisinin de katılımı olan bir yapıt o gece televizyonda yayınlanacaktı. Arkadaş’ın da televizyonu yoktu. Zafer Pasajı’na bu programı izlemek için gider. Giderken de üzerine kimliğini almaz. Gece eve dönerken Meşruiyet Caddesi’nde bir misafirhanenin önünde düşer. Yaya kaldırımı ile arasında üç metre yükseklik farkı vardır. Orada kaç saat kaldıı bilinmeyen Arkadaş, sabaha karşı misafirhane görevlisinin kendisini bulması üzerine Numune Hastanesine kaldırılır. Ramiz Bilgin şöyle anlatıyor:
“İnsan bir şey yitirir; önemserse arar, önemsemezse bırakır. Biz bir insan, bir değerli varlık, bir genç, bir sanatçı yitirmişiz. Araştırmaya devam. Adli Tabipliğe gidiyoruz. İlgiliyi buluyoruz. Anlatmaya başlıyor: ‘Hani, karpuz kendi kendine içini yer ya, beyin öyle işte! Lıkır lıkır! Vücutta herhangi bir sadme (=çarpışma, tokuşma, vurma), darp, darbe (=vuruş, dövme) yok. Yani beyin kendi kendini yemiş!’
“Gel de şimdi yurt baskınında yediği copları hatırlayıp düşünme! O coplar, her gün aynı yolu yürüyen delikanlının bir anda sendeleyip düşmesine -yıllarca sonra da olsa- neden olmuş olamaz mı? ‘Bizi müzikal dövdüler Ağabey.’ demişti. ‘Bir, iki, üç’ komutlarıyla. Bu müzikal dayak, O’nun şiirlerinden besteledikleri şarkılarla ‘Özgün Müzik(!)’ sanatçıları tarafından -telif hakları hiçe sayılarak- hâlâ devam ettiriliyor.
“Arkadaş, ‘Ankara Karşıyaka Mezarlığında Ada H: 9 Parsel: 12’de yatıyor. Mezar taşında ‘TRT Mensubu Genç Ozan A. Zekâi Özger’ yazar.”
Merhaba Canım
Arkadaş’ın şiirleri, dönemin şiir anlayışına göre garip karşılanır. Bazı kesimlerden tepki görür, sert eleştiriler alır. Şiiri, gerek yapı, gerek içerik bakımından değişikliklere uğrar. Yine de aynı tarzını devam ettirir.
Şair ve yazar Hüseyin Peker, “Merhaba Canım” belgeselinde Arkadaş’ın bu şiirinin hikayesini şöyle anlatır:
“Ben bir şiir yazmıştım, ismi ‘Gurbet Komşusu Merhaba Canım’ idi. Bu şiiri o dönemin Soyut dergisine gönderdim, o derginin editörü bana bir cevap verdi: ‘Şiiri yayınlarım ama bu isim çok laubali; Gurbet Komşusu Merhaba Canım … Bu Merhaba Canım lafını yayımlamam’ dedi. Bu olay da Arkadaş Zekai Özger’i çok kızdırdı. Bu, tamamiyle editör Halil İbrahim Bahar’a bir misilleme şiirdir. ‘Sen bunu istemiyor musun, al sana ‘merhaba canım’ öyle yazılmaz, böyle yazılır!’ diye ona bütün içini dökerek yazdığı bir öfke şiiridir.”
Dost dergisinin Haziran 1970 sayısında yayımlanan “merhaba canım” şiiri, yazıldığı döneme göre çok farklı bir tarza sahip. Arkadaş, birçok şiirinde olduğu gibi bu şiirinde de alışılmışın dışına çıkarak edebiyata yeni bir soluk kazandırmıştır.
ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı cok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz
hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır
siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını
ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz
(zeki müreni seviniz)
***
“Pencereyi aç
Sesin sarsın dünyayı
Duyulur elbet ta ötelerden
Yürek kendini tanır”
Arkadaş Z. Özger, 25 yıllık hayatına onlarca eser sığdırmıştır. Birçok dergide şiirleri yayımlanmıştır. Bazı şiirleri toplumcu, bazı şiirleri bireycidir. Ama genel olarak hepsinde bir isyan veya eleştirinin söz konusu olduğu söylenebilir. Ve her zaman bir şeylerden umutludur. Yansıma dergisinin 1971 yılının Mart ayında çıkan 4. sayısında yayımlanan “pencere” şiiri umudu çok güzel bir şekilde vurgular.