Harun Karadeniz 1942’de Giresun Armutlu’da doğdu. Lise yıllarını Samsun 19 Mayıs Lisesi’nde geçirdi ve siyasetle ilgilenmeye lise sıralarında başladı. Sosyalizm ve komünizm kavramlarıyla da bu sıralarda onlara öğretilen ‘aldatmaca’ tanımıyla birlikte tanıştı. O zamanlar hayatını sosyalizm mücadelesine adayacağını ve gençlik hareketinin önemli öncülerinden olacağını bilmiyordu.
Üniversite hayatı İTÜ İnşaat Fakültesi’nde geçti. Dönemin getirdiği siyasi hava ve düzenin yarattığı gündemlere gösterdiği dirençle İTÜ Talebe Cemiyeti Başkanı ve Talebe Birliği Yönetim Kurulu Üyesi oldu. Harun’un “Okumuş insan emekçi halka karşı sorumludur.” şiarında bahsettiği gibi gençliğin öfkesi ve arayışı eğitim ve gençlik sorunlarıyla sınırlı kalmayıp memleket kavgasında da kendini gösterdi, Harun’un bu konuda önemli katkıları oldu. Talebe Cemiyetinden arkadaşlarıyla Yeni Kovan dergisini çıkardılar. 60 darbesi 1961 anayasası sonrası oluşan görece demokratik ortam ve Birinci TİP’in yükselişiyle beraber oluşan siyasi hava, üniversiteli gençlikte sömürü düzenine karşı bilincin oluşmasında önemli rol oynadı. Harun ve arkadaşları bu süreçte anti-emperyalist kampanyalar başlattı, karşılaştıkları baskı sonrası üniversite işgalleri düzenledi. “Özel Okullar Devletleştirilsin!” yürüyüşünden ‘NATO’ya Hayır” haftasına; İTÜ’de gelenekselleşen Amerikan askerlerine hizmet eden baloları boykot edip “Barış İçin Arı Şöleni”ni düzenlemeye kadar çeşitli kampanya, eylem ve etkinlikler örgütlediler.
1968 yılına geldiğimizde 6. Filonun İstanbul limanına demirlemesiyle gençlikte oluşan anti-emperyalist öfke NATO üzerinde yoğunlaştı. Harun Karadeniz’e göre en temel mesele bu bilinci emekçi sınıfa aktarabilmekti. 17 Temmuz 1968 gecesi polis devrimci ve yurtsever öğrencilere karşı İTÜ Gümüşsuyu Yurdu’nu bastı. Çok sayıda öğrenci yaralandı. Öğrencilerden Vedat Demircioğlu, polislerin onu yurdun camından atıp işkenceye devam etmeleri üzerine ağır yaralandı. Günlerce süren yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybetti. Vedat Demircioğlu 68 öğrenci hareketinin öldürülen ilk ismiydi. Bütün bu yaşananlar gençlik mücadelesinin sindirilmesine yetmedi. Gençliğin mücadelesi Amerikan askerlerinin denize dökülmesiyle, ODTÜ’de ‘Vietnam Kasabı’ lakaplı Komer’in arabasının yakılmasıyla devam etti.
1960’ların sonlarına doğru sosyalist hareket içerisinde farklı siyasal yönelimler ortaya çıkmaya başladı. Harun Karadeniz, yaşamı boyunca örgütlü bir işçi sınıfının iktidarınının, tam bağımsız, eşit, laik ve Sosyalist Türkiye mücadelesinin kavgasını sürdürdü. Gençlik mücadelesinin kendi sınırlarını aşıp işçi sınıfının bağımsız iktidar mücadelesiyle birleşmesi ve siyasal mücadelenin bu doğrultuda örgütlenmesi gerekiyordu. “Sosyalist gençler her şeyden önce şunu bilmektedirler ki gençlik bir sınıf değildir. Fakat emekçi halkı uyararak onun yanında yer alacak bir gruptur.” sözünde de ifade ettiği gibi gençliğin enerjisi, işçi sınıfının mücadelesiyle birleşmeliydi. Harun; örgütlü, bağımsız ve sınıf temelli bir siyasal hattın gerekliliğini savundu.
1971 askeri faşist cuntası, yükselen sosyalist düşünceyi bastırmayı ve devrimci mücadeleyi tahakküm altına almayı hedefliyordu. Birçok devrimci gibi Harun Karadeniz de tutuklandı. Tutukluluk süreci ve baskılar, zaten ağırlaşan sağlık sorunlarını daha da derinleştirdi. Kansere yakalandı, tedavi amacıyla yurt dışına çıkması gerekiyordu. Dönemin siyasi koşulları ve devletin uyguladığı engeller nedeniyle gerekli tedaviyi alamadı. Önce sağ kolunu, 15 Ağustos 1975’te henüz 33 yaşındayken ise hayatını kaybetti. 33 yıllık kısa hayatında mücadeleden hiç vazgeçmedi. Düşünmekten, eleştirmekten ve üretmekten hiç vazgeçmedi. Çünkü Harun’un Kapitalsiz Kapitalistler kitabında yazdığı gibi “Geleceğimizi güven altına alabilmemizin biricik şartı bu çürümüş düzeni bırakıp yepyeni bir düzen kurmaktır. Bu yeni düzeni kurarken en büyük görev beynimize, bilincimize düşmektedir. Düşüneceğiz, daha gerçekçi daha bilimsel ve daha devrimci olmak için düşüneceğiz.” Harun’un bıraktığı miras, Türkiye’de anti-emperyalizm ve sosyalizm mücadelesinde yolumuza ışık tutuyor ve devrimci gençliğe büyük bir sorumluluk yüklüyor.
Bugün, aradan geçen yarım asra rağmen Harun Karadeniz’in işaret ettiği sömürü düzeni, biçim değiştirerek varlığını ve yıkıcılığını sürdürüyor. Emperyalist politikaların ve kapitalist krizlerin faturasının halklara kesilmek istendiği bu düzende, gençliğin haklı öfkesini tıpkı onun savunduğu gibi işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle buluşturmak hayati bir zorunluluktur. Harun’un o kısacık ömrüne sığdırdığı kocaman mücadele, yalnızca 68 kuşağına ait bir hatıra olarak değil; aksine eşit, özgür, bağımsız ve sömürüsüz bir memleket inşa etmek için bugün de aynı kararlılıkla omuzlanması gereken güncel bir görev olarak önümüzde duruyor.
Anısına ve mücadelesine saygıyla.